logo
Takip Et
TR
Kapat
  • Kurumsal
  • Projeler
  • Gündem
  • Giriş Yap
Türkmen Dağı'nda Gördüğüm En Büyük Hakikat
Taşkın Koçak 19.08.2026

Türkmen Dağı'nda Gördüğüm En Büyük Hakikat

Bazı yolculuklar vardır; kilometrelerce yol gidersiniz ama geriye sadece birkaç fotoğraf kalır.

Bazı yolculuklar ise insanın sadece hafızasında değil, ruhunda iz bırakır.

Suriye Türkmen Dağı'na yaptığımız bu ziyaret, benim için işte tam da böyle bir yolculuk oldu.

Uzun zamandır planladığımız bu seyahate dört kişi çıktık. Kıymetli Şerif Niziplioğlu Hocamız, Hakan Erdem Hocamız, değerli iş insanı Fatih Bey ve ben... Amacımız bir gezi yapmak değildi. Televizyonlardan izlediğimiz, haberlerde dinlediğimiz acıları yerinde görmek, Türkmen kardeşlerimizin hâlini kendi gözlerimizle müşahede etmek ve yıllardır süren mücadelenin bıraktığı izlere yakından şahit olmaktı.

İstanbul'dan yola çıktık. Uçak yolculuğunun ardından Hatay'a ulaştık ve Yayladağı'nda bir gece konakladık. Ertesi sabah ise dualarla sınır kapısından Suriye'ye geçtik.

Bizi, yıllardır Türkmen Dağı'nda yürütülen insani yardım faaliyetlerinin içinde bulunan, bölgeyi avucunun içi gibi bilen ve yapılan yardımların gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşması için gece gündüz çalışan kıymetli kardeşimiz Alaattin Bey karşıladı.

Daha ilk dakikalarda onun bu davaya nasıl gönül verdiğini hissediyordunuz. Yol boyunca sadece köyleri göstermedi; her köyün acısını, her şehidin hikâyesini, her yetimin duasını ve insanların ayakta kalma mücadelesini anlattı.

Türkmen Dağı'na doğru ilerledikçe savaşın bıraktığı izler bir film sahnesi gibi gözümüzün önünden geçmeye başladı.
Bombalanmış evler…
Yıkılmış köyler…
Kurşun ve şarapnel izleriyle delinmiş duvarlar…
Yarı yıkılmış camiler…
Harabeye dönmüş kamu binaları…
Bir zamanlar çocuk seslerinin yükseldiği sokaklarda şimdi derin bir sessizlik hâkimdi.

O manzaraya bakarken insanın aklına tek bir soru geliyor: “Bir savaş, bir coğrafyayı bu kadar yaralayabilir mi?”
Evet…
Yaralamıştı.
Ama biraz sonra göreceğimiz şey bize başka bir hakikati de gösterecekti.
Savaş binaları yıkmıştı...
Fakat insanların imanını yıkamamıştı.

Kısa bir kahvaltının ardından ilk ziyaretimizi bir ilkokula yaptık.

Okulun kapısından içeri girdiğimiz anda hepimiz sustuk.
Duvarlar dökülüyordu.
Bazı bölümler çökmüştü.
Pencereler kırılmıştı.
Sıralar eskiydi.
Sınıflar neredeyse kullanılmayacak durumdaydı.
İnsan ilk bakışta, "Burada gerçekten eğitim yapılabiliyor mu?" diye düşünmeden edemiyordu.


Tam o sırada sınıflardan çocuk sesleri yükseldi. Kapıyı açtığımızda bütün öğrenciler ayağa kalktı. Yüzlerinde sıcacık bir tebessüm vardı. Hep bir ağızdan Türkçe, "Hoş geldiniz." dediler. İşte o an boğazım düğümlendi. Bir tarafta savaşın yıktığı duvarlar… Diğer tarafta geleceğe umutla bakan pırıl pırıl çocuklar…



Yaz okulu kapsamında Kur'an-ı Kerim öğreniyor, hadis dersleri görüyor, temel İslami bilgiler alıyorlardı. Aynı zamanda resmî eğitimlerini de büyük imkânsızlıklar içinde sürdürmeye çalışıyorlardı.

Fakat bu okul gördüklerimizin sadece başlangıcıydı. Daha sonra buna benzer birçok okulu ziyaret ettik. Maalesef hemen hepsi aynı kaderi paylaşmıştı. Esed rejimi sadece evleri yıkmamıştı. Okulları da vurmuştu. Çünkü biliyorlardı ki bir milleti yok etmenin en kolay yolu, onun çocuklarının geleceğini karartmaktır.

Ardından bölgenin geçmişte ortaokul ve lise olarak kullanılan en büyük eğitim binasına gittik. Oraya adım attığımız an hepimiz donup kaldık. Esed rejimi burayı askerî karargâh olarak kullanmıştı. Duvarlarda yüzlerce mermi izi vardı. Roketlerin açtığı büyük delikler hâlâ duruyordu. Koridorlar savaşın sessiz tanıkları gibiydi. Bir zamanlar çocukların koştuğu sınıflarda şimdi yalnızca rüzgârın sesi vardı.

O binayı gezerken kendi kendime şu soruyu sordum: “Bir okuldan neden korkulur?” Sonra cevabını buldum. Çünkü okul, bir milletin geleceğidir. Kalemden korkanlar okulu bombalar. Bilgiden korkanlar öğretmeni susturur. Gelecekten korkanlar çocukların sınıflarını yıkar.

Bugün bu okul Türkmen kardeşlerimizin kontrolünde. En büyük hayalleri ise yeniden çocuk seslerini bu koridorlarda duymak. Millî Eğitim müfredatıyla birlikte İslami değerlerin ve Türk kültürünün yaşadığı örnek bir eğitim merkezi kurmak. Fakat bunun için desteğe ihtiyaç var. Çünkü bu okul tek değil. Türkmen Dağı'nın birçok köyünde aynı durumda onlarca okul var.

Sadece okullar değil… Şehit aileleri var… Gaziler var… Yetimler var… Eşini kaybetmiş anneler var… Hayata yeniden tutunmaya çalışan binlerce insan var. Gıda bekleyen aileler var. Giyim bekleyen çocuklar var. Onarılmayı bekleyen okullar var. Sıraya, kitaba, kırtasiyeye, çimentoya, demire ihtiyaç var.

Ama bütün bu yokluğun içinde beni en çok etkileyen şey insanların cümlesiydi. Hiç kimse isyan etmiyordu. Hiç kimse kaderinden şikâyet etmiyordu. Her sohbetin sonunda aynı cümleyi duyuyorduk: "Elhamdülillah... Allah bugünleri de gösterdi." İşte o an anladım ki... Yıkılan binalardı. Yıkılmayan ise imanlarıydı. Yıkılan duvarlardı. Yıkılmayan ise umutlarıydı.

Türkmen Dağı bugün bizlerden acımamızı istemiyor. Kardeş olmamızı istiyor. Omuz vermemizi istiyor. Çünkü bazen bir okulun çatısını onarmak, sadece bir binayı değil, bir çocuğun hayalini ayağa kaldırmaktır. Bazen gönderilen bir sıra, bir çanta, birkaç kitap ya da birkaç torba çimento, bir milletin geleceğine bırakılmış en kıymetli miras olabilir.

Rabbim bizlere, bu güzel insanların duasına ortak olmayı, onların yükünü hafifletmeyi ve kardeşlik vazifemizi hakkıyla yerine getirmeyi nasip etsin.

Taşkın Koçak
Ağustos 2026